Hadi bayanlar zayıflıyoruz

 Etrafınıza bir bakın, sizin “incecik” olarak gördüğünüz arkadaşlarınız bile, “5 kilo fazlam var” diye hayıflanırlar. Kilosundan memnun kadınların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Sürekli rejimdeyizdir, sürekli aç dolaşırız ama sonuç alabilir miyiz? İşte asıl mesele bu. Yıllardır profesyonel bir “diyet-zede” olan ben, onca zamanda tek bir şey öğrendim: Diyet yapma sanatı diyetisyenden geçer! Bu amaçla – hazır yaz mevsimi de kapıya dayanmışken – işin erbabıyla görüşmek istedim. Diyetisyen ve Beslenme Uzmanı Berrin Yiğit’i zayıflamak ve zayıf kalmak isteyen herkes için soru yağmuruna tuttum.


Öncelikle sizden bu işin sırrını öğrenmek istiyorum. Neden kilo alıyoruz, neden şişmanlıyoruz?

Sebepsiz yere kilo almıyoruz; maalesef vücudumuza gerekenden fazla kalori bombardımanı yapıyoruz. Besinler vücudun doğru çalışması için gereken bir yaşam amacı ve aracıdır. Asıl suçlu düşünceler ve besinlerle kurduğunuz yanlış iletişim, yani beyninizde şekillendirdiğiniz beslenme hataları. Eğer kendinizi mutlu etmek, kafanızı dağıtmak, kendinizi durduramamak gibi nedenlerden dolayı yiyorsanız, burada sıkıntı var demektir. Zayıflamak isteyenlerin en büyük problemi aslında neden kilolu olduklarının farkında olmamalarıdır. İşin sırrı, yediklerimizin giderek yapaylaşmasında, porsiyonların büyümesinde ve hareketin azalmasında gizli. Yetişkin bir insan hayatında ortalama 150.000 kez yemek yer; bu kadar sık tekrarlanan bir davranışın doğru beslenme alışkanlıklarına dönüşebilmesi için hayatınızın her döneminde size uygun bir yeme tarzı geliştirmelisiniz. Aksi takdirde fazla kilolar kapınızı çalar. İnsanların teknolojiye bağlı hale gelmesiyle günlük aktivitelerin azalması ise ayrı bir sorun. Kendinizi tanımanız ve durumuzun farkında olmanız gerekir. Yeteri kadar hareket ediyor muyum, düzenli besleniyor muyum, yeteri kadar uyuyor muyum, stresi kontrol edebiliyor muyum? diye sorarak işe başlayın. Eksikleri belirleyip, doğru hedefler geliştirin. Bu şekilde hedeflerinizi uzun vadeli alışkanlıklara çevirebilirsiniz.

Bazıları su içse yarar, kimisi de yer yer kilo alamaz. Nedir bunun sebebi?

Aslında böyle bir durum yoktur. Bazen ilk görüşmelerimizde danışanlarım, “Benimle işiniz zor, her yolu denedim,” ya da “Metabolizmam bozuk kilo veremiyorum”, “Ne kadar spor yapsam kilo veremiyorum” derler. “Ne yesem yiyim kilo almıyorum” diyenlerin sayısı çok azdır. Hoş bu da iştahsızlığa bağlı, çok zor ve hassasiyetle çözümlenmesi gereken bir durumdur. Yine de kilo verememekten sıkıntı duyanlar fazlalıktadır ve benim onlara cevabım: “Bana sizi tanımam için 2 hafta tanıyın” olur. Bu doğrultuda uygulanan, özel haftalık mönülerle çözüme yönelik programlar uygular ve yanıt buluruz. Tabii önce vücut analizi, bazal metabolik hız hesaplanması, kan tahlilleri yapılır, kişinin spor yapıp yapmadığı, bağırsak fonksiyonları, beslenme planı değerlendirilir. Özetle bir yol haritası belirlenir.

Kişiye özel rejim diye bir şey var mı? Yoksa herkes internetten bir liste bulup rejime başlayabilir mi?

İşte asıl mesele bu, internette bir tarama yapsanız milyonlarca farklı mönü bulabilirsiniz. Şöhretlerin sihirli reçetelerinden tutun da, şok diyetler, göbek eritme listeleri, 3 günde 7 kilo verdiren reçeteler, daha neler neler. Bu “ikoncan” listeleriyle zayıflamaya çalışmak en büyük hatalardan biri. Bunlar sizi asla başarıya götürmez, sadece zaman kaybı ve boşa uğraşlardır. Tabii bu zararlı uygulamaların metabolizmanızı bozarak sağlığınızı tehlikeye atması da cabası. Her diyet kişiye özeldir, bir başkası için hazırlanmış bir programın size asla yararlı olamaz, denemeyin bile. Profesyonel yardım alarak diyetisyen eşliğinde, biyokimyasal bulgularınıza, beslenme alışkanlıklarınıza uygun diyetler uygulamalısınız. Kişiye özel diyetler yaşınız, cinsiyetiniz, boyunuz, yaşam şekliniz, fiziksel aktivite durumunuza özel butik yemek listeleridir. Bu nedenle ideal kilonuza inmeye niyetliyseniz eğer, Sibel Can nasıl zayıflamış, Beyonce’nin ya da Shakira’nın son moda diyeti neymiş gibi star diyetlerini araştırmak yerine sağlığınıza yatırım yapıp kendinizi bir star olarak görün.

Kilo verdiren yiyecek var mı?

Keşke sihirli bir formül olsa da, ne yersek yiyelim kilo almasak değil mi? Merakla beklenen büyük bir buluş olurdu, ama korkarım cevabım sizi mutlu etmeyecek. Kilo verdiren en iyi yiyecek: kontrollü yenen her şeydir. Kilo almamak için, gün boyunca yemeniz gerekenlerin kalori hesabını yaptığınızda yediklerinizin enerjisi yaktıklarınızdan az olmalıdır; bu denge korunduğu takdirde sorun yoktur. Bu dengeyi şaşırtan bir meyve de olabilir, yeri gelir hamur işi de… Sorun yediklerimizden çok, neyi, ne zaman, ne kadar ve neyle birlikte yediğimizle orantılıdır. Ama size bir sürpriz yaparak, vücudun üretemediği Omega 3 yağlarının diyete eklenmesinin kilo kaybına destek olabileceği müjdesini vermek isterim. Bu yağlar balık, yumurta, yeşil yapraklı sebzelerde (roka, semizotu, dereotu vb.) bulunur. Öte yandan kan şekerini dengeleyen, krom bakımından zengin gıdalar (marul, soğan, tam tahıllar ve yulaf) da kilo kaybına destektir. Yağsız kefir mide ve bağırsak florasını iyileştirerek metabolizmayı hızlandırabilir – özellikle karın ve bel bölgesiyle sorunu olanlara müjde!

Zayıflama ilaçları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mucizevi vaatler sunan her şeyden uzak durun. Kilo vermenin kolay yolu yoktur, işin sırrı size özel planlanmış diyetlerden geçer. Zayıflama ilaçları, akupunktur, liposuction, yağ yaktıran enjeksiyonlar, mamalar, çok ağır spor idmanları, makineler, cerrahi yöntemler, detoks kampları gibi bir dolu yöntem vardır, ama doğru bir beslenme planı olmadan tek başlarına hiç işe yaramazlar. Bazı yöntemler destek olabilir, ama muhakkak diyetisyen ve doktorunuz tarafından planlanmalıdır, aksi takdirde size veya cüzdanınıza pahalıya mal olabilir.

Son dönemde piyasaya çıkan biber haplarının ya da krom+elma kapsüllerinin bir yararı ya da zararı var mı?

Özellikle zayıf beden imajının çok önem kazandığı günümüzde, zayıflamak için her yıl milyonlarca dolar bütçe ayrılan sektörde, sadece para tuzağı olan birçok seçenek sunuluyor. Hayati riskleri olmasına rağmen fazla kilolarından kurtulmak isteyen çok sayıda insan, tehlikeli uygulamalara bile korkusuzca “evet” diyebiliyor. Bu formüller etkili olsalardı, obezite sorunu böyle çığ gibi büyümezdi. Bahsettiğiniz haplar son trendler, ama bunların sonu gelmez. 3 ay sonra sohbet etsek başkalarını konuşuruz. Biber hapının piyasadaki bazı örnekleri, yasaklanan reçeteli bir ilacın etken maddesini kat kat fazlaca içermektedir, yani sözde bitkisel olarak, reçetesiz satılan bu ürün ciddi tehlikeler yaratmış ve birkaç kişinin ölüm nedeni olarak gösterilmiştir. Elma ve kroma gelince, mantık olarak elma sirkesinin yağ yakımına desteği ve kromun şeker ihtiyacını azaltma mantığıyla pazarlanmıştır. Kullanan danışanlarımdan aldığım geri bildirim bir etkisini görmedikleri yönündedir. Bu tarz ilaçların adı sanı ne olursa olsun bazı kişiler için plasebo etkisi yaptığını da görmekteyiz. Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ürünlerden kesinlikle uzak durunuz. Profesyonel olarak önerim, bu ürünleri kullanmaktansa, beslenme uzmanınızın koçluğunda beslenme düzeninizi değiştirin ve bunu yaşam boyu sürdürün.

Herkesi rejime sokmak kolay tabii, siz hiç rejim yaptınız mı?

Yapmaz olur muyum? Çok kilolu bir çocuktum 12 yaşında diyetisyen eşliğinde zayıfladım. Hayatımın en önemli dönüm noktasıydı, annemin vizyonu ve doğru bir müdahaleyle, kapısını çaldığımız Oya Abla sayesinde fazla kilolarımdan kurtulmakla kalmadım mesleğimi de seçtim. O gün bugündür, yaşam şeklim olan sağlıklı beslenme çerçevesinde ihtiyaçlarıma yönelik olarak rejimimi düzenliyorum. Hayatıma erken yaşlarda giren bu bilinç sayesinde hiçbir zaman zorlanmadım ve diyette olma stresini yaşamadım. Keşke insanlar diyete kısa vadeli hızlandırılmış bir program olarak bakmasalar da, benim gibi rahat etseler. Zaten danışanlarıma da anlatmaya çalıştığım mantık budur. Beraber son noktayı koyalım ve bir daha yapılacaklar listenizin başında ya da ajandanızda “diyete başla” hedefi yer almasın. Nasıl, kulağa hoş geliyor değil mi?

Açlığımızı nasıl kontrol altına alabiliriz? Ve bu lanet olası “tatlı krizleri” neden oluyor?

Şuursuz yeme, açlık akabinde gelişen yeme atakları, duygusal dalgalanmalara bağlı yemekle mutlu olma isteği çağımızın en sık yaşanan yeme bozuklukları arasında. Genellikle akşam yemeğinden sonra, oturup gevşeme moduna girdiğimizde, günün yorgunluğunu atmak için düşen enerjiyi yükseltmek adına oluşan şuursuz yeme durumu ve tatlı krizleri ne kadar da zor değil mi? Bu ataklarla savaşmanın en güçlü silahı doğru zaman, miktar ve kombinasyonlarda yemek yemek. Aç kalarak bir sonuca ulaşamazsınız, tıpkı ateşi sönmüş bir fırından randıman alamayacağınız gibi – içine sık sık odun atmalısınız ki daha iyi enerji elde edin. Aç kalırsanız bir sonraki öğünde kendinizi tutamayıp daha fazla yersiniz. Vücudunuzu doğru beslemezseniz iştahınız lunaparklardaki hızlı trenler gibi iner çıkar ve bu hem sizi şişmanlatır, hem de durdurulması güç tatlı krizlerini artırır. Tatlı krizlerinin bir diğer nedeni ise tatlı eşiğinizin yükselmiş olmasıdır. Vücudumuz yediklerinden glükoz üreterek enerji ihtiyacını karşılar, ancak maalesef rafine ürünler hamur işleri ve tatlı çeşitleri giderek arttığı ve porsiyonlar büyüdüğü için yedikçe daha çok yemeye başlıyoruz. Bu da sadece tatlı isteği değil, her şeye karşı daha iştahlı olmamıza neden oluyor.

Peki, çare olarak ne öneriyorsunuz?

Bunun için öncelikle bütün gece aç kalmış bedeni, her sabah düzenli ve dengeli bir kahvaltıyla güne başlatmalı, 2 saatte bir minik porsiyonlarda atıştırmalısınız. Bazen sık yemenin gereksiz olduğunu söyleyen çalışmalar yayınlansa da, ben kesinlikle acıkmadan yemenin çok kontrol sağladığına inanıyor ve destekliyorum. Öte yandan en kolay formül şudur: öğle ve akşam, ana yemeklerinde bir öğün sebze olmak şartıyla, diğer öğün canınız ne istiyorsa onu yiyin. Makarna, pizza, balık, et, baklagil, köfte, İskender fark etmez yeter ki bir kap yemek tercih edin ve tek porsiyon tüketin.

Diyetle ilgili doğru bildiğimiz bir sürü yanlış var. Bunlardan birkaç örnek verebilir misiniz?

Beslenme konusunda pek çok farklı yayın kuruluşunda çeşitli bilgilerle karşılaşmak mümkün, ancak bunların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış bilinmez. Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmaya göre medyada yer alan bilgilerin yaklaşık %70’i hatalı. Bu nedenle mantık süzgecinizde elemeden her bilgiye inanmayın; güvenilir kaynaklardan uzmanların haberlerinden yararlanın.

*      Sabah içilen limonlu-greyfurtlu ılık su zayıflatır!!!Sabah aç karnına içilen fazla asitli bu içecek zayıflatmadığı gibi, mideye zarar dahi verebilir. Yağ yakıcı olduğuna dair hurafeyi, küçük bir parça hayvansal yağa bolca limon sıkıp bekleterek yapacağınız basit bir deneyle çürütebilirsiniz. Öte yandan limonun tok tutucu özelliği ve C vitamini içermesi zayıflama diyetlerinde sıkça yer almasına neden olur.

*      Kepekli ekmeklerin kalorisi düşüktür !!!Kepek, çavdar, buğday unu ile yapılmış ürünlerin kalori değerleri aynıdır, aradaki tek fark, besleyici özellikleridir. Her ikisinde de 70 kalori bulunur, ama kepek ve çavdar ürünleri B gurubu vitaminleri ve birçok mineralleri içerir, kan şekerini aniden yükseltmez, kolesterol düzeyini dengeler, yoğun lifli yapılarıyla tokluk hissi sağlar.

*      Diyet ve diyabetik ürün aynıdır!!! Diyet ürünlerin muadillerine göre kalorisi azaltılmıştır, ancak diyabetik ürün şeker yerine tatlandırıcı kullanılarak üretilen, şeker içermeyen ürünlerdir. Diyabetik ürünlerde çoğu zaman azalan karbonhidrat miktarına paralel olarak yağ miktarı artabilir. Etiketlere dikkatle bakmalı ve kalori miktarlarını hesaplarken paketin gramajı ile etiket bilgilerindeki 100 grama göre verilen kalori değerleri karşılaştırılmalıdır.

Kilo verdikten sonra neden ideal kilomuzu koruyamıyoruz?

Çevrenizde herkes hayatında en az bir kez diyet yapmıştır. Bu kadar yaygın, bir o kadar da sonu gelmeyen hızlı ve kolayca zayıflama isteği günümüz insanının sorunu haline geldi. Oysa hayatımız boyunca dersler, iş hayatının stresi, üniversiteye girme uğraşları, yuva kurma, çocuk büyütme, mevcut düzeni koruma gayretleri gibi bir dolu yük taşıyoruz. Bunların üstüne bir de zayıflama gerginliği yüklenmemeli. Bunu bir disiplin kazanımı olarak kabul edip yemekle daha doğru bir iletişim kurarsak aslında hiç sorun kalmayacak. Mesele, diyetin kısa vadeli, gelir geçer olarak görülmesi. Bu fikri yıkarsanız hayatınızda kontrollü davrandığınız diğer hususlar gibi bunda da başarılı olursunuz. Unutmayın, diyet yapanlar koruma programıyla normal beslenme planına geçmeden diyeti bıraktıklarında %75 verdikleri kiloyu %25 faiziyle geri alıyorlar.

En fazla kaç kilo verdirdiniz? Hastalarınız arasında bizimle paylaşabileceğiniz bir başarı öyküsü var mı?

En büyük başarı hikâyemiz 54 kilo! 54 kilonun yetişkin bir bayan için ortalama ağırlık olduğunu düşünecek olursak, içinden bir insan çıktı diyebiliriz. Sonuç, başta sağlığı olmak üzere hayatının dönüm noktası oldu diyebiliriz. 35 kilolar, 20’ler de çok fazla ama benim için ne kadar fazla kilo verildiği değil, verilen kilonun kalitesi ve kişinin hikâyesi önemli. Yani bazen 3-5 kilo bile bizim için çok zor ve değerli olabiliyor. Öncelikle dikkat ettiğim, yağ odaklı kilo kaybıdır. Görünürde az kilo vermiş gibi gözüken bir dolu danışanımızın inanılmaz “daralması” fark yaratan bir başarıdır. Öte yandan bir dolu sağlık sorunu olan kişiler, yıllarca deneyip bir türlü başarılı olamayanlar, kendine inancını kaybetmiş insanlarda açtığımız yeni sayfalar ve umutlar benim en büyük hediyem. Tabii kilosunu verip korumaları şartıyla. Zaten bizim temel prensibimiz hedefe ulaşan danışanlarımızı koruma programına almaktır. 3 aylık süreyi atlatanları mezun ederiz, 1 yıl boyunca kilosunu koruyanlar ise artık mezunlar derneğimizin üyeleri olurlar.

Bu aralar biliyorsunuz moda oldu, bütün diyetisyenler kitap yazmaya başladılar. Sizin böyle bir projeniz var mı?

Var tabii, olmaz mı? Şu an hazırda bir çalışmamız var, ama başka fikirleri öncelikle hayata geçirmek üzere onu bekletiyoruz. İnşallah bu sene sonlarına doğru sürprizlerim olacak.

1979 İstanbul doğumlu Berrin Yiğit, ilk ve ortaöğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden 2001 yılında dereceyle mezun oldu. Gıda sanayinin önde gelen kuruluşlarında beslenme danışmanı ve ürün müdürü olarak çalıştıktan sonra yüksek öğrenimine Amerika Birleşik Devletleri’nde devam etti. UCLA üniversitesinde İşletme programını tamamladıktan sonra, Los Angeles’ta, California State University Alternatif Beslenme bölümünü bitirdi. Yurtdışındaki eğitimi süresince Cedars Sinai Medical Center’da çalıştı, American Heart Association, American Diabetic Association gibi vakıfların etkinliklerinde yer aldı. Pek çok ülkede şubeleri bulunan önemli bir zayıflama merkezinde diyetisyen olarak çalıştı. Türkiye Diyetisyenler Derneği eski yönetim kurulu üyesi olan Berrin Yiğit’in bugüne dek pek çok gazete ve dergide, internet sitelerinde yazıları yayınlandı, televizyon/radyo programlarına ve seminerlere konuşmacı olarak katıldı. Bugün kendi ofisi Kiloss’da beslenme ve diyet konusunda danışmanlık hizmetleri vermektedir.

 

·         Diyet yapanlar koruma programıyla normal beslenme planına geçmeden diyeti bıraktıklarında %75 verdikleri kiloyu %25 faiziyle geri alıyorlar.

·         Benim için ne kadar fazla kilo verildiği değil, verilen kilonun kalitesi ve kişinin hikâyesi önemli.

·         Zayıflamak isteyenlerin en büyük problemi aslında neden kilolu olduklarının farkında olmamalarıdır.

·         Her diyet kişiye özeldir, bir başkası için hazırlanmış bir programın size asla yararlı olamaz, denemeyin bile.

Kilo vermenin kolay yolu yoktur, işin sırrı size özel planlanmış diyetlerden geçer.