Şişmanlık Dünyanın sorunu

Dünya giderek daha da şişmanlıyor, malesef pek çok şeye olduğu gibi bu alarma da tepkisiz kalan insanoğlu hayatını tehlikeye sokup, yaşam kalitelerini düşürmektedirler fark etmeden. Özellikle hacimsel anlamda genişleyen Amerikan nüfusunu %94,5’lik bir yüzdeyle kilolu olarak belirlenen Nauru halkı izlemektedir. 15 yaş üzerindeki bireylerin baz alındığı toplumun kilo grafiği Dünya Sağlık Örgütü tarafından takibe alınmıştır. Forbes dergisinin hazırlamış olduğu geniş kapsamlı çalışma sonuçları durumun ciddiyetini gözler önüne sürmüş Birleşmiş Micronezya Eyaletleri, Cook Adaları, Niue ve Tonganın ilk 5’de yer aldığı listede Amerika Birleşik Devletleri de 15 yaş üstü yüksek kilolu nüfusunda %74,1’lik yüzdeyle 9. sırada yer aldığı gözler önüne serilmiştir.

Öte yandan Amerika ile Nauru nüfusu karşılaştırılacak olursa, Amerika Nauru’nun 20,000 katı kalabalık olduğu için rakamsal olarak çok daha kritik tablolar çizmektedir. Global anlamda fast food beslenme alışkanlıklarının artış göstermesi, egzersiz eksikliği ve stress dolu işlerde yoğun tempoyla çalışıp kendine vakit ayıramayan kişiler arttıkça bu değerlerde pek şaşırtıcı değildir. Modernleşmeyle birlikte tüketilen besin kompozisyonlarının değişmesi, yemek saatlerinin düzensizleşmesi, porsiyonların artması, fiziksel aktivitenin artan teknoloji ile orantılı olarak azalması gibi etkenler artan kilo artışlarının temel nedenlerindendir.

En yağlı ülkeler listesinde üst sıralarda yer alan Güney Pasifik ülkelerinin son 50 yılda beslenme alışkanlıklarında başı çekmelerindeki ana sebep olarak Yeni Zelanda ve Amerika’dan yapılan besin ithalatlarının diyetler üzerindeki etkisi olarak gösterilmektedir. Öte yandan WHO’nun yaptığı çalışmalar bu bölge insanlarının güzelliği şişmanlıkla tanımlamaları ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak daha çok tarımla uğraşan hareketli toplumun fiziksel aktivite anlamında yavaşlaması gösterilmiştir.

Beslenme yetersizlikleri ile mücadele konusunda uzun yıllardır süren mücadeleler yerini obezite savaşlarına bırakmakta. Özellikle gelişmekte olan fakir ülkelerde besinsel içeriği düşük yüksek kalorili besinlerin tüketim artışı korkuları artırmaktadır.

Diğer ülkelere kıyasla sıralı olarak Çin’de %28,9, Hindistanda %16.0 olan yüksek kilolu yüzdeleri giderek artış göstermektedir. Örneğin 1992 yılında bu yana Çin’de obezite görülme sıklığı üç katına ulaşmıştır.

Obezite artışı ile orantılı olarak da malesef kardiyo vasküler hastalıklar, Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve felç sıklığı da artmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu kayıtlarına göre pek de şaşırtıcı olmamakla birlikte dünya üzerinde diyabetin en yaygın olduğu ülke olarak %31’lik oranla Nauru gösterilmektedir Öte yandan Hindistan’da 40,9 milyon, Çin’de 39,8 milyon, Amerika Birleşik Devletlerinde ise 19,2 milyon kişi diyabet hastasıdır.

WHO, beden kitlesine göre 25 veya üzerindeki bireyleri yüksek kilolu, 30 veya üzerindeki beden kitle indeksine sahip olanları da obez olarak sınıflandırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada bugün 1,6 milyar yüksek kilolu, 400 milyon obez birey bulunmaktayken bu rakamın 10 yıl içinde %40 oranında artacağı ve obez sıklığının 700 milyona, yüksek kiloluların ise 2,3 milyara ulaşacağı bildirilmektedir.

Kendi elimizle mezarımızı kazdığımız yeni gelişen yaşam şeklimizle daha rafine, yüksek kalorili, yüksek hacimli beslenip, hareketsiz kalarak genetic yatkınlıklarımızın da desteği ile her geçen gün daha da şişmanlaşıyoruz. Sağlık risklerini bir buzul olarak düşünürsek üstte görülen obezite tehditi altında yatan başta diyabet ve kalp damar hastalıkları olmak üzere 2 çok önemli kronik hastalık hızla artış göstemekte, ölümlere dahi neden olabilmektedir. Öte yandan çocuklar büyük risk altındadır, eskiden yetişkin hastalığı olarak bilinen pek çok hastalık pediatriyi ilgilendirir olmuştur. Oysaki değişen ne, insan metabolizması aynı metabolizma ama değişen çevre ve kişisel yaşam şekli tercihlerimiz. Minimum hareket, maksimum hızlı beslenme, büyük porsiyonlar ve fazlaca stress. O zaman daha az yiyerek, daha fazla hareket ederek çözelim bu sorunu da diyemiyoruz çünkü buzul altında yatan faktörlerle durum daha vahimleşiyor. Ancak bazı başlangıç adımları atabiliriz:

Çocuk yaşken eğilir felsefesinden yola çıkarak çocuklara beslenme kültürünü erken yaşlarda edindirelim ve tabaklarını bitirmeleri için ısrarcı olmayalım, çok çeşitli sebze meyve alternatifleri sunarken abur cuburlarla mümkün olduğunca geç tanıştıralım.

Mucize sonuçlar sunan hokup pokus diyetleri tercih etmeyelim.

Porsiyon kontrolü yapalım.

Hazır gıdaları diyetlerimizden elimine etmeye gayret edelim.

Beslenme bilinci ve eğitimimizi artıralım, buna besin gruplarını tanımak ve besin etiketlerini okumayı öğrenerek başlayabiliriz.