Neden yağlanıyoruz?

Yağ yemiyoruz peki neden yağlanıyoruz?

Pek çok danışanım tartım sırasında eğer o hafta yağ kaybedemedilerse hemen taaruza geçip ‘Nasıl olur bu hafta yağlı hiç bir şey sürmedim ağzıma’ açıklamasını yapmaktalar bu nedenle bu konuya bir açıklık getirmek istedim. Diyet sürecinde en sık karşılaştığım ve kafa kurcaladığına inandığım hususlardan biri de budur. Ancak bilinmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır ki yediklerimizle aldığımız yağlar, vücudumuzda depo edilen yağlardan farklıdır. Yani yediğimiz yağlar yağ hücrelerini doldurarak size anında karın kalça olarak dönmezler. Belki de bu zamana kadar yağlar boşyere haksızlığa uğratıldı, aşk simidi, airbag, balkon, Türk kası vb lakaplarla anılan istenmeyen yağların suçlusu 
besleyiciliği düşük, kalorisi yoğun ve ihtiyaç duyulandan fazla yenilen yiyeceklerin metabolize edilemeyerek, enerji olarak kullanılamayıp depolara yollanmış olmasıdır. Bu yağlandırıcı besinlerin başında basit şekerler, bunları içeren hazır ürünler, meşrubatlar ve rafine edilmiş tahıllar yani beyaz ekmek, pirinç, makarna, hamur işleri gelmektedir.

Yağlanmanın tek başına yağdan kaynaklanmadığını gösteren belli çalışmalarla bu sonuçları desteklemek mümkün. Yağ ve kolesterol alımı üzerine değişen trendlere bakacak olursak obezitenin artış gösterdiği toplumlarda buna paralel yağ ve kolesterol alımlarında da artış bekleriz. Halbuki yapılan çalışmalar ortalama 100 sene içerisinde yağlı yiyecek tüketilme oranının %85’lerden %65 seviyelerine düştüğünü, beslenme ile alınan kolesterolün ise neredeyse aynı kaldığı gözlenmiştir. Yağ tüketim eğilimlerinde gözlenen en ciddi artış katı yağlara alternatif sunulan ve sağlıklı seçimler olarak gösterilen margarinlerde gözlenmiştir. Neredeyse 4 katına çıkan margarin kullanım eğilimleri yapay tatların tehdidine karşı dikkat çekmiştir.

Yağlandırıcı besinler olarak örnek gösterdiklerimden gazlı içeceklere örnek verecek bir çalışma istatistiklerine göre ise 1977-1997 yılları arasında meşrubat ve gazlı içecek tüketimi Amerika’da yetişkinlerde %60 artmış, çocuklarda ise ikiye katlamıştır Bu artışla birlikte obezite görülme sıklığının da ikiye katlaması bilim adamları için önemli bir kriter olmuştur. Şu anda ne acıdır ki Amerikan diyetinde alınan her 5 kalorinin 1 kalorisini besleyiciliği düşük, kalori yoğunluğu yüksek içecekler oluşturmaktadır.

İştahı artıran muzur besinler kategorisinde yer alan basit şekerler ise obezitenin yaygınlaşmasında en büyük suçlulardan olarak bilinmektedir. Yiyeceklere eklenen basit şeker ve türevleri incelendiğinde ise kişi başına düşen rafine tahıl ürünlerinin tüketiminde %55, sadece basit şeker alımında ise %60 yükseliş görülmektedir.

Gümrük Dünyası Dergisi’nde yer alan bir makaleye göre ülkemizde şeker sektörünün 2004-2005 dönemi itibariyle ekonomik büyüklüğü 4 milyar YTL (3 milyar dolar) olmuş, yıllık tüketimiz yaklaşık 2,5 milyon tondur. Dünyada kişi başına sakaroz kökenli şeker tüketimi beyaz şeker cinsinden yılda 19 kg civarındadır. Vücuda faydadan çok zarar getirebilen bu besin için harcanan paralar ve yılda sadece şekerden alınan 76000 kalorinin muhasebenizi dikkatlice incelemeliyiz. Yine aynı sitede yer alan ‘her büyük servetin altında bir suç gizlidir’ sözünü sağlığa ve fazla kilolara uyarlarsak sizin büyük servetiniz kilolarınız arkasında hangi suç gizli bir düşünün bakalım ?

Gözlemlediğim en bariz diyet hatalarından biri de kişilerin diyet ve diyabetik ürünleri karıştırmalarıdır. Unutulmamalıdır ki şeker oranı azaltılmış diyabetik ürünler yüksek yağ ve kalori içerikleri nedeniyle zayıflama diyetleri için uygun olmayabilir. Lütfen etiket okuma ve doğru değerlendirme alışkanlıklarınızı geliştirin. Öte yandan piyasalarda düşük yağlı kalorisi azaltılmış olarak satılan bazı ürünler de aslında basit şekerden çok yüksek olabilir, lütfen bilinçli tüketiciler olun.

Diyet girişim sıklığının %35’leri bulduğu Amerika’da zayıflamak için çok kollu pazarlar açılmış, pastanın ebadı büyüdükçe kolları da dallanıp budaklanmıştır. Buna göre Amerika’da her yıl diyet pazarında 50-90 trilyon dolarlar harcanmaktadır. Düşük kalorili, düşük yağlı ürünler, diyet meşrubatlar, diyet dondurulmuş ürünler, zayıflama merkezleri, zayıflama kampları, antidepresan kullanımları, liposuction ve gastric bypass operasyonlarını vb etkinlikleri kapsayan bu müdahelelerin ne kadar başarılı olduğu ise yükselen obezite yüzdeleri gözlen önüne sermektedir.

Özetle denebilir ki besinlerin içinde doğal olarak gelen yağlardan çok yapay tatlardan, basit şeker ve rafine ürünlerden aldığımız yüklü kalorilerden korkmalıyız. Mümkün olduğunca besinleri doğal formlarında tüketmeye, sentetik üretim şartlarında yetişmiş gıdalardan, besin sanayinin bol renkli yüksek kalorili gıdalarından ise mümkün olduğuna kısıtlı tüketmeye dikkat etmeliyiz.