Günde 50 kalori, yılda 4.5 kilo

“Eğer kolay olsaydı, bugün 6-9 yaş arası Amerikan gençliğinin yaklaşık yüzde 15’i fazla kilolu, diğer yüzde 15’i ise obezite riski altında olmazdı” diyen Diyetisyen Berrin Yiğit, daha önce sadece yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabetin ergenlerde de tırmanışa geçtiğini söyledi.

Obez bir çocuğun, obez bir yetişkin olduğunda yaşayacağı ve ömür boyu sürecek sağlık problemleri olasılığının ciddi oranda arttığını belirten Yiğit, obezitenin önemli bir maddi yük getirdiğinin altını çizdi:

Yiğit, "1999’da yalnızca obeziteyle ilgili tıbbi bakım masraflarının 70 milyar dolar olduğu tahmin edilirken, 3 yıl sonra 2002‘de bu masrafların 100 milyar dolar olduğu bildirdi. Kilo almamak için harcanan 30-40 milyar doları da ilave edersek, obezite maddi ve manevi olarak tüm dünyadan çok şey götürmektedir” ifadesini kullandı.

VÜCUT HER KALORİNİN AYNI OLMADIĞINI BİLECEK KADAR AKILLI

Günde fazladan 50 kalorinin yılda 4.5 kilo anlamına geldiğini belirten ve vücudun aldığı enerjinin nasıl kullanılacağını, hangi görevlerde fonksiyon göstereceğini bildiğini söyleyen Yiğit, bu mekanizmanın nasıl işlediğini şöyle anlattı:

“Doğru kaynaklardan doğru miktarlarda alınan yiyecekler, fiziksel olarak aktif ve ideal kiloda olan veya ideal kilosuna yakın bireylerde farklı bir sistemle kullanılırken obezlerde farklı adımlar sürecinden geçmektedir. Doğru yaşam ilkelerine uygun bir bedende vücudumuz alınan besinlerden gelen enerjiyi yaşamsal faaliyetler dediğimiz ısı regülâsyonu, organsal etkinlikler, fiziksel aktiviteyi desteklemek, bağışıklık, arınma sistemi gibi daha arzu edilir fonksiyonlara yönlendireceğini bilir. Bu sistem tıkır tıkır işler ancak vücudun tembel işçileri olan yağlar arttıkça bazı hormonal sistemlerde de meydana gelen sistematik sorunlarla bu işlevde problemler başlar ve uzun vadede kritik sağlık sorunları ortaya çıkar.

Özetle; hayvansal protein ve yağca zengin besinler tüketmenin vücut yağını artırdığı, tam tersi az hayvansal protein ve yağlı besinlerden gelen kalorilerinin ise vücut sıcaklığına dönüştüğü gözlenmiştir. Buna göre beslenmede kuru baklagiller, sebze, meyve ve yağlı tohumların ağırlıklı olduğu Akdeniz beslenme hâkimiyeti başarı getirecektir. Hayvansal protein kaynağı olarak balık, yumurta ideal alternatifler olarak karşımıza çıkarken, süt ürünlerinden yağsız kefir, lor peyniri başı çeker. Karbonhidrat kaynaklarının tam tahıl ürünlerinden gelmesi de önemli. Buradan yola çıkarsak, vücuda besinleri en doğal haliyle sunan tarımların desteklenmesi, mümkün mertebe hazır rafine gıdalardan uzak durulması gereği de ortaya çıkar."

AÇSANIZ BU İŞTE BİR TERSLİK VAR DEMEKTİR

Buna göre doğru protein kaynakları, yeterli yağ ve karbonhidratlarla vücudu gerektiği kadar beslemenin önemine değinen Yiğit, "ne aç ne de tok olmalıyız" dedi ve aç hissetmenin, bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesi olduğunu söyledi. Yiğit`e göre aynı kural, susuzluk için de geçerli:

"Uzun süren açlık, vücudun savunma hızının da düşmesine yol açar. Bu da uzun vadede yavaşlayan metabolizma ve artan yağlanma demektir. Açlık ve susuzluk terbiyesi, insanoğlunun kendisine yapabileceği en büyük kötülüklerdendir. Yeteri kadar su için, bitki çaylarından faydalanın. Özellikle beyaz çay, adaçayı, yeşil çay, nane, ıhlamur ve rezeneden vazgeçmeyin. Yemek yemek ciddi bir iştir, sadece zevk veya geçiştirme olarak algılanmamalı. Vücudunuza doğru yiyecekleri verip onu beslemeyi, temizlemeyi ve arındırmayı unutmayın ki o da sizin için doğru şeyleri yapsın. Doğru beslenin, keyifle kilo verin, ideal kilonuzu koruyun ve sağlık bulun.”