Paslanıyor muyuz?

Vücudun besinlerle aldığı kaloriyi enerjiye dönüştürebilmesi için soluduğumuz havadan gelen oksijene ihtiyaç duyarız. Bu sırada doğal olarak oksitlenme riskine gireriz ancak besinlerden gelen antioksidanlar buna karşı vücudu korur Günümüzde ise, gıdalar kirlenmiş ve besinsel içerikleri zayıflamış olduğundan atalarımıza göre hızlı oksitleniyor daha çabuk yaşlanıyoruz. Çok fazla kalori ve yetersiz antioksidan vücudun serbest radikallerce istila edilmesine neden oluyor.

 

PASLANDIĞINIZI NASIL ANLAYACAKSINIZ

Sıklıkla yorgun hissediyorsanız

Konsantrasyon ve odaklanmanızda sorun varsa

Kas ve eklem ağrıları sıklaşdıysa

Enfeksiyonlara yatkınlaştıysanız

Depresif ve asabileştiyseniz

Sindirim problemleriniz devamlılık arz ediyorsa

Endişeli ruh hallerine kapılıyorsanız

Alerjileriniz arttıysa

Sersemlik hissi yaşıyorsanız  tam zamanı…

 

PASLANMANIN ÖNÜNE NASIL GEÇİCEZ

 

Gıdalarla alınan antioksidan miktarını artırıcaz, vücudu kirleten serbest radikallerden uzaklaşıcaz.

  1. Porsiyon kontrolü yapın. Vücudun enerji santrali mitokondri alınan besinlerin enerjiye dönüşmesini sağlar bunu yaparken oluşan yıkım ve yapım işlemleri safhasında bazı atık maddeler ortaya çıkar ve bu vücudu tehdit edebilir. Bu nedenle kişisel ihtiyaçların üzerinde yememek gerekir ki atık ürünleri kontrol altında kalsın.
  2. Mangal partilerine son verin ya da pişirme tekniklerine dikkat edin. Kömür ateşinden mümkün olduğunca uzakta, yakmadan pişirin ve en fazla 15 günde 1 yapın.
  3. Rafine karbonhidrat ve basit şekerden uzak durun. Bu gıdalar yaktığınız mangalı bir anda alevlendiren çıra gibi ani enerji çıkışlarına ve serbest radikal oluşumuna neden olur. Bunun yerine meyve, meyve sularına, sebzeye ağırlık verin. Mevsimindeki meyveleri kullanıp, sofralarınızda çok çeşitli renkleri bulunmasına dikkat edin. Meyvelerden böğürtlengiller, nar, kivi, ananas, turunçgiller sebzelerden koyu yeşil yapraklı sebzeler, domates, brokoli, soya filizi, Brüksel lahanası, mor lahana, havuç, yer elması, enginar, balkabağı yer almalıdır. 

Nar suyu:Israilli araştırmacılar 1 yıl boyunca 60 ml nar suyu içenlerin sistolik kan basınçlarının%21 azaldığını gözlemlemiştir. Kalbe giden kan akışının belirgin oranda azaldığı da belirlenmiştir. Günde içilen 120 ml nar suyunun günlük C vitamini gereksinimin yarısını karşılayabilmektedir.

 

Kan şekerinin dengeli yükselmesi için meyve suları yanında porsiyon miktarlarına dikkat ederek tam tahıl ürünler, yağlı tohumlar tüketmek gerekir. Bunun için kavrulmamış fındık, tuzsuz badem veya kabak çekirdeği doğru tercihlerdir. Cilt sağlığı için önemli olan yağlı tohumlar E vitamininden zengin içerikleri ile antiaging için temeldir. Kabak çekirdeği magnezyum ihtiyacını karşılamaya yardımcı en iyi besinlerdendir. Fransız araştırmacılara göre kanlarında maksimumda magnezyum olan bireylerin olmayanlara göre erken ölüm riskleri %40 daha azdır.

 

Domates: Kanserden koruyucu, yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebzedir. Beta karoten ve çinkodan zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirici etki gösterebilir. Potasyum içeriğinin dengeli olması nedeniyle yüksek kan basıncı üzerinde ve vücudun su tutmasında olumlu etkileri görülebilir. Domatesin içerdiği önemli bileşiklerle bağırsakları harekete geçirmede ve toksin atımında önemli etkileri görülebilir.


Vücudun adaptasyonunu artırıp, yaşlanma ve paslanmanın önüne geçmek için beslenmenizde ananas, nar, domates, kereviz ilave edin. Bitki çaylarınıza ve meyve sularınıza zencefil, sebze yemeklerinize zerdeçal, ılık suya biberiye, yeşil çay, salata, yoğurdunuza üzüm çekirdeği ekstresi eklemelisiniz.