Obezite gerçekleri

Amerikan nüfusunun ücte ikisi 25’den yüksek beden kitle indeksi ile yüksek kilolu, neredeyse ücte biri ise 30’dan yüksek beden kitle indeksi ile obezdir. Öte yandan çocukların ücte biri yüksek kilolu olup obezite riskindedir ve beklenen o ki fazla kilolu adölesanların %80’i yetişkinlikte obezite ile tanışacaklardır. Gözlenen acı bir tablo ise Amerikan tarihinde ilk defa bugünün çocuklarının fazla kilo ve obezite nedeniyle ebeveynlerinden daha kısa yaşam süresine sahip olacaklarıdır.

Tabii Amerika bu kritik tabloda yalnız değildir, pek çok batılı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede de dünya genelinde 300.000 milyon yüksek kilolu vardır. Orta doğuda yetişkinlerin %25’i yüksek kilolu veya obezken, Japonya’da 1982’den beri %100 artmıştır, Avrupa’da ise son 10 yılda obezite sıklığı %10 ila 40 oranında artmıştır.

İstatistikler obezitenin tüm araba kazalarından kaynaklanan ölüm ve fiziksel engellerden daha fazla hasara yol açtığını göstermektedir. 2002’de Amerika’da trafik kazaları 42,815 ölüme neden olurken, obezite  300,000 ölümle sonlanmıştır.


Kökene inersek:

Obezite temelde iki ana etkene bağlıdır birincisi yüksek kalorili, yağlı yanlış beslenme ve şekli ikincisi de fiziksel aktivite azlığıdır. Kökenine indiğimizde biyolojimiz bulduklarını yiyip, enerji depolayacak şekilde  programlanmıştır. 50 100 yıl öncesine baktığımızda insanoğlu çok daha düşük obezite riskindeydi çünkü yemeğe ulaşılabilirlik zor ve çok fiziksel aktivite, uğraş gerektirirdi. Zamanla gelişen teknoloji işgücüne olan gereksinimi azalttı ve besinlerin bulunurluğu arttığı için kilo almak çok kolay hale geldi.

Hareket etmiyoruz, kanepeye yapışık yaşıyoruz:

Amerikan istatistik kurumuna gore 2004 yılında bir kişi günde ortalama 4.6 saat televizyon izlemekte, çocuklar her yıl bütçesi 14 milyar doları bulan, 10.000 yemekle ilgili reklama maruz kalmaktadır.  University of Minnesota çalışmasına göre besin sanayi geleceğin yetişkinlerine, o günün para harcama ve aileyi ikna gücüne sahip çocuklarına odaklanarak kısa ve uzun vadeli satış kotalarını tutturmayı amaçlamaktadırlar.

Amerikan çocuk nüfusunun dörtte biri günde yaklaşık 4 saat ve üzeri, yarısı ise 3 saat ve üzeri televizyon izlemektedir. Bu 17 yaş ve üzeri ile kıyaslandığında okul da geçirdikleri vakitten ortalama %38 daha fazlasını tv karşısında harcamaktadır. 50-100 yıl önce hareketli geçirilen zamanlara kıyasla artan obezite, yatak odasında tv bulunması en büyük hatalardan biridir.
 
Fiziksel olarak hareketsiz olan çocuklar malesef okulda da hatalı besleniyor!

Fiziksel aktivite derslerine verilen önem ve ayrılan zaman azaldıkça obezite artmaktadır. Son 35 yılda Amerika’da hergün spor yapan gençlerin sayısı malesef %80’den 20’e düşmüştür. Hareket eksikliği yetmezmiş gibi bir de kafeteryalarda kalori deposu, yoğun karbonhidratlı, yağlı, besleyiciliği olmayan besinler eklenince durum daha da vahimleşmektedir.

Kahvaltı yapmadan güne başlayan çocuklar, kalorili atıştırmalıklarla açlıklarını bastırıp öğle yemeğinde deliler gibi acıkıp fast fooda yönelmekte, bu fazla yemekden sonra akşama kadar aç kalıp eve döner dönmez ne bulursa dalırıp zamanla tolere edilmeyen bu beslenme biçimi kilolar stoklanmaktadır.

Fast food restoranda yemek yiyen bir çocuğun evde yemesi arasında minimum 187 kalorilik fark, sık sık tekrarlanırsa ne olur siz düşünün. Basit bir hesapla haftada sadece iki kez fast food yiyen bir çocuk günde 53 kalori fazla almış olacak bud a yılda 2,5-3 kilo almasına yardımcı olacaktır, hasar ortada.