Metabolik Sendrom çıkarımlarım

Metabolik sendromlu olup olmadığımızı anlayabilmek için öncelikle kendimizi değerlendirmeliyiz. Göbekli miyiz? Fazla kilolarımız var mı? Tansiyonumuz nasıl? Kan şekerimiz yükseliyor mu? Kan yağlarımızda dengesizlik mi var?

Bu soruların bir ya da daha fazlasına evet diyorsak bir doktora gözükerek tetkiklerimizi yaptırmalıyız. Metabolik sendrom kriterlerinden 3' üne sahipsek metabolik sendromumuz var demektir.

Oğuz, "yaşam tarzı bozukluğu hastalığı" olarak da adlandırılan metabolik sendromun (bel çevresinin fazlalaşması şeklinde kendini gösteren kilo fazlalılığı, tansiyon yüksekliği, şeker dengesizliği) bütün dünyayı saran bir salgın haline geldiğini ve Türkiye'nin de bu salgından fazlasıyla nasibini aldığını ifade etti.

Metabolik Sendrom Derneği tarafından Antalya Belek'te düzenlenen 5'inci Metabolik Sendrom Sempozyumu çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Dernek Başkanı Prof. Dr. Aytekin Oğuz, 2003 yılında kurulan Metabolik Sendrom Derneği'nin dünyada ilk kez Türkiye'de faaliyete geçtiğini söyledi.

Dünyada 2005 yılında metabolik sendrom diye bir hastalığın var olup olmadığı tartışılırken, Türkiye'de Metabolik Sendrom Derneği'nin faaliyette olduğunu hatırlatan Oğuz, "Bu durum, Türkiye'de hekimlerin metabolik sendrom gibi çok önemli bir kavramı ne kadar erken yakaladıklarının ve bu anlamda etkinliklere ne kadar erken başladıklarının göstergesi" dedi.

Metabolik sendromun dünyaya duyurulmasında önemli çalışmaları olan Prof. Dr. Scott Grady'nin nisan ayında basılan uluslararası bir dergideki yazısının başlığının "Metabolik Sendrom Pandemisi" olduğuna dikkati çeken Oğuz, "Epidemi salgın demektir. Endemi, bir bölgede bölgesel olarak meydana gelen salgın anlamına gelir. Pandemi ise bütün dünyayı içine alan salgın anlamındadır" diye konuştu.

Oğuz ayrıca, "Pandemi dendiği zaman hekimlerin yürekleri titrer. Pandemi, ciddi bir ifadedir. (Pandemi çıktı) dendiği zaman, veba, kolera pandemisi gibi kabus günleri akla gelir. Metabolik Sendrom pandemisinden Türkiye maalesef nasibini, biraz fazlasıyla almış durumda" dedi.

Kızılderililerle benzerlik

Aytekin Oğuz, Prof. Dr. Scott Grady'nin ABD'de elde ettiği verilerle Türkiye verilerini karşılaştırdıklarını ve ilginç sonuçlar ortaya çıktığını anlattı.

Türkiye'deki metabolik sendrom sıklığının ABD'deki beyazlar ve siyahlara benzemediğini belirten Oğuz, "Türklerde metabolik sendrom görülme sıklığının en çok benzediği grup, Kızılderili Amerikalılar. Bu grupta yüzde 35 oranında metabolik sendrom sıklığı saptanmış. Türkiye'deki rakam da erişkinlerde yüzde 35" dedi.

Aytekin Oğuz, bir gazetecinin, Kızılderililerin atasının Türkler olduğu yönündeki iddiaları hatırlatması üzerine de, "İnsanların alışmış oldukları yaşam tarzlarındaki ciddi değişiklikler obezite ve metabolik sendrom ile ilişkili. Yüzyıllar boyu daha az hareketli yaşayan topluluklarla, hareketli, avcı, toplayıcı, göçebe yaşayan kesimlerin durgun hayata geçmeleri arasında fark var. Kızılderililerin orijinlerine bakarsanız, birkaç yüzyıl önce son derece aktif bir yaşam sürüyorlardı" dedi.

Oğuz, "Belki de ilk çağlardaki gibi bir yaşam sürüyorlardı. İlk çağlarda metabolik sendrom insanların sorunu değildi. Amerikan verilerine baktığımızda, Amerikan Kızılderililerin metabolik sendrom sıklığı, bizim son bulduğumuz veri olan, yüzde 35'lik Türk toplumundaki metabolik sendrom sıklığı ile birebir uyum gösterdi. Genetik faktörlerle yaşam tarzının değişmesinin ortak etkisi bu. Kızılderililer esas yaşamlarından farklı bir yaşama geçtiler. Onlar Amerikan toplumuna entegre oldular ve onlar gibi yaşamaya başladılar. Türk toplumu da aslında hareketli yaşayan bir toplumdu. Ama biz de Kızılderililer gibi durgun bir yaşam sürmeye başladık" diye konuştu.

Karın bölgesi obezitesi

Prof. Dr. Aytekin Oğuz, 14 ilde yapılan abdominal (karın bölgesi obezitesi) ile ilgili araştırmanın ilk sonuçları hakkında da bilgi verdi.

Yapılan araştırmada Türkiye'de abdominal obezitenin görülme sıklığının yüzde 44.3 bulunduğunu belirten Oğuz, "Yani bel çevresi 102 santimetrenin üzerinde olan erkekler, erişkin nüfusun yüzde 22.7'sini, bel çevresi 88 santimetrenin üzerinde olan kadınlar da erişkin nüfusun yüzde 54.3'ünü oluşturuyor" dedi.

Aytekin oğuz, "102'ye 88 santimetrelik bel çevresi sınırlarına göre yaptığımız analize göre Türkiye'nin Metabolik Sendrom prevalansı yüzde 35 oranında. Kadınlarda yüzde 36, erkeklerde yüzde 32.9. Eğer bel çevresi sınırlarını 80-94 santimetre olarak kabul edersek, Türkiye'de metabolik sendrom prevalansı yüzde 39.5. Kadınlarda yüzde 41.8, erkeklerde yüzde 34.5" diye konuştu.

Oğuz, hipertansiyon, diyabet, kolestrol bozukluğu, obezite, yağlı karaciğer, alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, safra taşı, uyku apnesi, horlama, gut, depresyon ve polikistik over sendromunun da metabolik sendroma neden olduğunu kaydetti. Sempozyum bugün sona erecek.

Metabolik sendromu oluşturan şişmanlık, hipertansiyon, tip 2 diyabet ,dislipidemi gibi parametreler genetik ve çevresel özellikler taşır. Mesela insülin direnci %50 genetik, %50 oranında ise çevresel sebeplidir. Genetik özellikleri değiştirmek bizim elimizde değilken çevresel faktörler için yapabileceğimiz çok şey vardır.Uygunsuz diyet ve hareket azlığı metabolik sendromun %50 nedenini oluştururken geriye kalan %50'sinde neden genetiktir. Aynı aile içinde yaşayan bireyler benzer beslenme ve hareket alışkanlıklarına sahiptirler. Buna bağlı olarak ailesinde metabolik sendromlu kişiler bulunan bireyler daha büyük risk altında olup yaşantılarına dikkat ederlerse kendilerinde metabolik sendrom ortaya çıkmasını engelleyebilir ya da geciktirebilirler. Bunun yanında ailesinde hiçbir risk bulunmayan bir kişide de yanlış yaşam tarzı sonucu metabolik sendrom gelişebilir.

Bari çocuklarımızı koruyalım

Günümüzdeki hatalı beslenme alışkanlıkları sebebiyle metabolik sendrom çok daha küçük yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde metabolik sendrom çocukların %12 sini etkilemektedir. Bu nedenle çocukları yüksek karbonhidrat ve yağlı besinler yerine protein ve sebze ağırlıklı yiyeceklere yönlendirmeli,beslenme alışkanlıklarının o şekilde gelişmesini sağlamalıyız. Televizyon ve bilgisayar başında geçen zamanı kısıtlayıp oyun ve sporla uğraşmalarını teşvik etmeliyiz.